Eni ü nale seher-hize ney nevası verir
Bükadan Arif i billaha mey safası gelir
Sühanverin eseri bir hayat ı sânidir
Giderse dâr ı fenâdan yine sedası gelir.




Saniye sonra Kapanacaktır

167. KAset


Kaset 167    16/09/1962    78dk.  (Düzenlenmemiş Metin)



Mevzu iki esasa ayrılmıştı,birine vazifeden doğan ahlak,diğerine aşkdan doğan ahlak tesmiye etmiştik.Vazifeden doğan ahlakın menşei,akıl. Aşkdan doğan ahlakın da menbaı kalp olduğunu hemen hemen her konuşmada tekrar ediyoruz.Aklın bir çok tarifleri olduğu gibi,en canlı tarifi,hissin galatlarını tashih eden kuvveye akıl derler. Meçhulden,malumu çıkaran kuvveye akıl derler.Fakat,aklın sahası mahduddur.İnsanın hüviyeti namütenahiye gider.Zira insan,bir yüzü alemi Kudret’e rabtedilmiş,bir yüzü de alem i hilkate bağlanmıştır.Alem i Hilkat dediğimiz,bu mazahir.Hissimizin,aklımızın idrak ettiği bu varlık her insanın kabiliyetinde değişir.İstidadı nisbetinde bir anlayışı olabilir.Hayırla şerri,iyiyle kötüyü, akıl bizatihi müdrik değildir.İdrak ettiği yerler vardır fakat ihatalı bir şekilde değil.Kendisine tarif edildikten sonra gayet iyi temyiz eder,bilir.Onun içün bazı kimseler,”aklım hakimimdir,vicdanım da amirimdir,ben başka bir şey tanımam” derler.Bu ahlaka göre,ahlakçıların tarifine göre ,bilhassa aşkdan doğan ahlakın saliklerine göre hatalıdır.Zira bu hatayı isbat etmek de gayet kolaydır.Biz,çok defa kendimiz de bunu ikrar ederiz.Deriz ki mesela “ahh bu günkü aklım olsaydı ben bunu böyle mi yapardım” bu hasreti nedamet,yarın ki aklında olmayacağı ne malum? Değil mi? Çok kerre,çok defa biz bunu söyleriz. Naapalım deriz oldu. “Bu günkü aklım olsaydı ben hiç  bu işi böyle mi yapardım.” Yarın yine dövünmeyeceğin ne malum? Demek oluyor ki, akıl ,doğrudan doğruya insanı,bizatihi felaha sevk edemez.Felaha sevkedebilmek içün Kudret tarafından verilmiş bir vasıtadır. Anlatabildim mi acaba?Akıl,insanı felaha sevkedebilmek içün Kudret tarafından insana bahşedilmiş ve yalnız alem i Hilkatte geçebilecek bir varlıktır.Alem i Kudret’e gelince akıl tıkanır.Sahası değil,durak mahalline kadar yer verilmiştir,öte tarafa geçemez.Onun içün demişlerdir ki; “tahkik yolunda akıl ne etsin,ama o garip kande gitsin,meğer sen olasın refikim, taa sehl ola tarikim.O halde .Aşk ve iman geliyor,aklın fevkinde .Zira bir yüzümüz,bir vechemiz Alem i Kudret’e merbut,bağlı değil mi? Orada ne yapacağız,akıl tıkandı.İman ve aşk. Kad enarel ışku lil uşşaki minhacel Hüda, salik ı rah ı hakikat ışka eyler iktida.Hak ve hakikat salikleri,yolcuları içün iktida ettikleri imam,baş ,aşkdır.Ama tabi her hafta tekrar ediyorum,bazan yabancı arkadaş gördüğümden dolayı,buradaki aşk,romanda okunan aşk manasına değil.Romanda okunan aşk,nihayeti vardır onun.Ahlakın tarif ettiği aşkda,aşkda daima uruc vardır.Aşık daima miracdadır.O ne talib i izzettir,ne talib i zillettir.Ölçüsü de budur.Hakiki insanın sermayesi,insanı kamilin aşk diye tarif etmişler.Tabir i tecezzi değildir.Cüzünden feragat,küllünden feragat hükmündedir.Bunlar esas noktalardır.Herkes bu noktalarla kendini imtihan etmekliğe kalkmalıdır,yoksa hepimiz kendi kendimize ,insan kendi kendini aldatabilir. “Ben de öyleyim” der.Belki öyledir.Fakat,eğer muhabbeti tecezzi etmemişse ,parçalanmamışsa,ölçü bu. Aşk, kabili tecezzi değil.Onun içün mesela ,bizim manaya olan imanımızda zordur.Sair manalar gibi değildir.Bir kısmını kabul etsin,bir kısmını bu tarafa atsın.İmkan yoktur onda.Çünkü aşk manasıdır,kabili tecezzi değildir.Cüzünden bir parçasından feragat,küllünden feragat hükmündedir.Biraz bu cümleler açılmak ister,misal getirmek ister amma,bugün mevzu başka olduğu içün oraya girmeyelim.Ruhta hasıl olan muhabbettir.Manasında hasıl olan muhabbet.Nefste hasıl olan muhabbete şehvet derler.O aşk değil.Bunu karıştırır örf. Şehvette ikiye ayrılır;bir kısmı mübah ve … yani iyi ,bir kısmı da müstehze, çirkin, vebal ,rezalet. Onlara da ayrı ayrı ahlak,birer kıymet verir.Sağ kalır,konuşma kabiliyetim olursa onların da izahını yavaş yavaş yaparım.Gerek aşk,gerek kalp,tabi burdaki kalp de ahlakın tarif etmiş olduğu kalp,vücud u ruhiyemize ait olan kalp.Bir de vücud u hayvanimiz var bizim.Kudret , insanı öyle bir tecelliye mazhar kılmıştır ki, zatına muhatab tutmuş, sanem perest olma,suret perest olma,samet perest ol demiş.Zira “Ben sana kıymet verdim” diyor.Kendini geçici zannetme.Görüyorsunuz,bu alemde ,öyle tam,doyurucu bir “oh” yoktur. O tabi bu,istisnalar bu kaideye girmez. Bazı insanlar,tam doyarlar fakat onlar mahdud.Nadir.Nadir olan,yok gibidir. Konuşmalar,ekseriyete,umuma ait olduğu içün.Mesela nasıl olabilir “oh” diyebilen olur mu? Olur.Onda ,kendisine ait vücud şaibesinden bir eser kalmaz.O ne demek? Demiri ateşe korsunuz,kuvvetli bir hararet verirsiniz,nar ı beyza halinde çıkar.Ve o anda ona demir diyemezsiniz.Neden? Sıfat aldı,yakıyor.Durur,soğur tekrar demir.Fakat,o halinde iken demir diyemezsiniz.Zaten bu asırda o kadar tecelli değişmiştir ki, Kudret, İsmi Sairle tecelli etmiştir.Yani Allah, fen ismiyle tecelli etmiştir,bir çok kapıları tıkamıştır.Atom çıkmıştır,şimdi sen buna ilmen şu  candır diyemezsin.”Bana can gözüküyor” diyebilirsin.Bunun hüviyeti hakkında ,ilim ortaya atılıp da ilmi bir görüşme olursa ,şuna tahtadır diyemezsin bizatihi tah.. “Bana tahta şeklinde gözüküyor” dersin.Acaba anlatabiliyo muyum? İnsan da pute i aşk da ,öyle bir tecelliye mazhar kalır ki, nasıl ki demir,maddi bir ateş içersinde nar ı beyza halinde,çıkar çıkmaz ateş halinde zahir olur da o anındaki o hâle demir diyemezsin,sıfat aldı yakıyor,binaenaleyh
insanın da öyle bir puteye konur,o aşkında bu kesafet gider, bir hüviyet meydana gelir,o hüviyet geldiği vakitte onda tam bir “oh” sedası çıkar,fakat o da mahdud olan insanlardadır.Anlatabiliyo muyum acaba? Bunu şey,gayet güzel söylemiştir. Hatırlarsınız belki bir on beş konuşma evvel size anlatmıştım.Yine hatırlatayım,Beşeriyetin Fahri Ebedisi der ki; “Ennasü niyamün fe izamatü intebehu yahut tentebihu “ nas, uykudadır. Ama tabire dikkat edin, bak “nas” diyor.insan demiyor. İnsan ile nas ,konuşurken biz ikisini bir zannederiz.Nas’a bak başka,insana bak başka.Anlatabiliyo muyum acaba? Nas,uykudadır.Öldüğü vakit uyanır. Nas ile insan arasında ne fark var? Nas, nisyandan müştaktır. Hakikatını unutmuş,unutturulmuş.Bilmiyor kendisini,gaflette,gafletten müştek,nisyandan.İnsan,ünsden müştak. Kim enisi? Hak. Onun içün Büyük Kitap,hitabı ayrı ayrı yapar.Mesela Allah, Kitabında bazen der ki “ ya eyyühennas” “Ey benden gafil olanlar” o mana tahsil olunur. “Ya eyyühelinsan” “Ey enisi ben olanlar” o mana tahsil olunur. “Ya eyyühellezine amenü” der mesela bir yerinde.Biraz daha yakınlık gösterdi. İşte bir çok tabirler var.Hitablar var.Ama siz onun böyle hemen bir tercümesini alır okursanız ,hitabların hepsini mütercim aynı şekilde yazmıştır.Öyle değil. O Kitap,bir sır kutusudur,erbabına açılır. Yani zordur böyle. Hemen ben efendim bazı insan vardır ki “aldım ben de okudum” e ne okudun sen? Azizim,bir tıp kitabını,beşerin yaptığı bir kitabı, en zeki kafaylan, eeen büyük bir kiyasetle ,büyük bir fatanetle ,kendi kendine okusan,”ben bu kitabı okudum bana bir diploma verin” desen doğru tımarhaneye sevkederler.En büyük bir kafaylan,muazzam bir varidat ile en yüksek hukuk kitabını öyle kendi kendine meratibine riayet etmeksizin bir yere bir çökmeksizin,”okudum ben gayet güzel mevadı biliyorum ,mevzuat benim hafızamdadır “ güzel böyle söylersin amma, bir idam cezasına mahkum olacaksın,hadi bakalım kendini müdafa et dediği vakitte etrafına bakarsın ”yok mu bu hukuktan iyi  anlayan” e hani sen biliyordun ya bu işleri? Ya bu Sahib i Hakiki’nin tenezzülen bize beyan etmiş olduğu o büyük tecelli o arifeyi kutsiyeyi maneviyye hüsahayı elfazı, hurafayı manası,hayrette bırakmış,dinç.Her zaman, ondört asırdan beri hasmına “meydandayım” demiş. “Ya ben bütün kitapların üstündeyim,ya altındayım çık meydana boğuş” demiş.”İlmen ve aklen beni yenebilirsen ben davamdan vazgeçerim çeker giderim” der.Neyse şimdi bize orası değil de,orada çıkan bir incelik.Anlatmak için buralara girdik.Hakiki demokrasinin esasını kurmuş.”Bila kaydı şart herkes hesap vermekle mükelleftir.”der.tanımam der Allah.Emirmiş,reismiş bilmem kumandanmış, şuymuş ,bu ..hiç.Herkes hesap verecek.”Benden başka herkes hesap vermekle mükellef”.Resmen ilan eder. Halıkınız itibarı ile ,Halıkınız birdir.Neticede babanız da birdir.Ne masa sahibinin,ne kasa sahibinin,ne rütbe sahibinin,ne şunun ne bunun hiçbirisinin diğeri üzerinde hakkı tercihi yoktur.Hak’kı … kimin kalbi mahluka,bütün mevcudata karşı rikkatle çarpar tercih hakkı alır der. Nerde var böyle bir medeniyet,bulabilir misin,imkan var mı?Sonra tatbikatı da var onun yalnız söz halinde kalmaz.Bir de tatbikatı var,söz halinde kalmaz.O kadar büyük esaslara vazife konmuştur ki hayret eder insan,hayret.Bir misal vereyim size;eski konuşmalarda da vermiştim.Hem nezaketi var,hem esasa taalluk eden bir varlık var bu vereceğim misalde.Bir hırsız getirdiler.Hırsız.Eli kesilecek.O ahkâmda, o mananın verdiği ahkâmda ,hükmü veren, icrayı yapar.Ne demek bu? Mesela;hakim,hüküm veriyor değil mi ya “eli kesilecek” diyor.yahut idam edilecek diyor git filana as demez kim verdi hükmü sen buyrun asın der.Eli kesilecek,ceza tatbik edilecek,kim verdi hükmü hakim değil mi “sz yapacaksınız” der.İcrayı,hükmü veren yapar.Anlatamıyo muyum? Ama orda o muazzam felsefe var ne büyük hikmet var.Onu bana tahlil et,öyle bir dakkada bir saatte o tahlil olmaz.Eli kesilecek. Fahri Alem, tatbiki o yapacak.Hükmü veren O. Kondu manayı hakikat masasına,el kesilecek.Mürebbi i ukul,Mahbubul Kulub başladı öyle ağlıyor ki,yanında bulunanlar rivayet ederler ki, bütün ayakkabılarının üzeri gözyaşıyla  yaşlanmıştı,sırsıklam olmuştu.Ve herkes rikkate geçti.Rikkate geçti,çok rikkatinizi mucib oldu efendim.”Elbette olur.Kudret’ e inanan ve ebediyeti kabul eden bir kardeşinizin eli kesiliyor,rikkate geçmez miyim.” Demek oluyor ki, o firkat, onu mana çerçevesinden atmamış.O çerçeve dahilinde ama, suçlu.o suçunda cezası o.Şimdi, medeniyet sahasında bulunurum diyen bazı insanlar, bu hükmü tenkid ederler. “Olur mu efendim böyle bir asırda böyle bir şey olur mu” Kardeşim,medeniyetini taklit ettiğin garp aleminde,ilmen ,fennen en yüksek tekamül etmiş olan Almanlar ,ikinci cihan harbinde,bir yumurta hakkı varken,iki yumurta alanı astılar.Bir yumurta hakkı varmış,biçimine gelmiş iki tane almış ,haber alır almaz derhal astılar.”Kısasta hayat var” der Allah.Anlatabiliyo muyum? Nasıl hayat? O tecellide bir çok insanlar kurtuluyor.”Kısasta hayat var” der.Neyse o da bir  ayrı bir ilim.Onun üzerinde de durmak yine uzun boylu ister.Bize lazım olan yerini alalım.”Çok rikkata geçtiniz” ” Elbette neticede vicdanen birleşmiş,surette muktaza i beşeriyeti gaflet bir suç işlemiş,bir insandır ,bir kardeşinizin elini kesiyorum kesilecek elbette ağlarım.”Bir ince nezaket geçiyor burda şimdi.”Ne olurdu şehadet etmeseydiniz.”Anlatabildim mi acaba?

Şimdi şahitler geldi,onun içün der ki; bizim inandığımız mana, nezaketle dolu.Kudret, hiç kimsenin yüzünün kızardığını istemiyor ve “Benim sıfatımı alın” diyor.Öyle değil mi ya? Eğer Kudret’te öyle bir sıfat olmasa,ne ben senin yanıda oturabilirim,ne sen benim yanımda oturabilirsin.Bizi,birbirimizden gizlemiş.Setretmiş.”Affedin” diyorlar. Haa diyor ,affedin deyince.”Ben, Hak’kın hükmünü her şeyin fevkinde severim .Bu el gidiyor diye ağlarım,fakat O’na o kadar tabi o kadar severim ki onu tatbik ederim,ve bunu biliniz ki, bu hal kızım ki Fatıma’dır.,benim kalbimdir.Hak , Hak’lığını bende ,ben kendimi onda görürüm. Bu hal tecelli etse derhal onun da elini keserdim.ve bunu da biliniz ki “innema ühlikellezine min kabliküm ennehüm kanü iza serika fihim müşterif tereku ve iza serika fihim zayıf akamu aleyhil Hak.” Manası,biliniz ki sizden evvelki milletlerin yıkımının en büyük, ancak sebebi, kendi içlerinden zayıf insanlar,cemiyette kıymeti olmayan insanlar bi şey çaldıkları vakitte derhal tezin edilirler içlerinden büyükleri,şerifleri,emirleri çaldığı vakit haliyle kalır,kimse sual soramaz . Herhangi bir milette bu iş tecelli ederse, beklesin yıkılacaktır.Öyle. Buraya nerden girdim?Ne diyorduk bilmiyorum ki? Kaybettim hepsini. Yine ben hatırlatayım size;O emri epeyi geçtik birkaç cümleler, iyi dinliyor musunuz diyerekten soruyorum.Nas ile insanın tarifini yaptık,nas ,nisyandan müştaktır,insan, üns den müştaktır.Kudret, buna işareten, ezeli hutbesinde her sınıfa ayrı ayrı hitab etmiştir.Binaenaleyh nas,uykudadır,insan demiyor,Hak ve hakikatten gafil olana hitab ediyor.O uykudadır,öldüğü vakit uyanır.Bunu, bir , Hz.Mevlana tefsir etmiş. Mevlana, biliyorsun ya, Amerika’da kürsüsü var.Mevlana Kürsüsü diye.Alem i hristiyaniyeti temsil eden papa da bir iki sene evvel “O büyük adamın karşısında hristiyaniyet alemi namına hürmetle eğiliyorum” diye gazeteler yazmıştı. Senin deden,deden.Deden.Hangi sahayı açsan büyük bir varlığını görürsün.Maafiyet serumunu ilk söyleyen adam.Öyle dert var ki, devası içinden çıkar der.O hastalığın mikrobunu alırlar,ona kor,aşılarlar,tedavi ederler.Öyle dert var ki, devası içinden çıkar diyor,koca Mesnevi’sinde. Ama biz,dedemizle alakadar olmadık ki, kaybettik hepsini. Onun için ahlak der ki; en tabii iyi  bir kanunu içtimai idi ki ,her fert evvela kendi muhitini hissen,ruhen,ilmen alakadar eden cihetleri ile tahassüs ederse,teali terakki eder,taklit ile değil. Hele cahil bir millet,mütemeddin bir milleti taklide kalkıştığı gün,ilk önce sefahatini ,rezaletini alır.Ondan kurtulup da lazım olanı alıncaya kadar kendi erir gider.Acaba anlatabiliyo muyum? Şimdi Mevlana bir, bu ,bu cümleyi onun bir tefsiri var.Bir de bir frenk aliminin tefsiri var ya Renes dir. Hafızamda kaldığına göre, yahut başka bir zat.Tefsir ediyor.Şöyle bir zevk ile dinler misiniz?Evvela Hz.Mevlana’nınkini söyleyeyim;umur u hariciyede bir misal veriyor.Misal ,gayet canlı.İnsana diyor bazen rüyada şeytan ,gayet güzel bir şekilde tecelli eder.Mukteza i beşeriyet,insan ona temayül eder,takarrüb eder.Onunla beraber olur.İhtilam olur.Sonra uyanır,uyandığı vakitte bakar ki ne o suretten,ne o güzel çehreden,ne o nazanin vücuttan hiçbir şey yok,yalnız onun bir sıkıntılı neticesi var.Ne o vücut var,ne o an var, ne o şey var, nihayet onun bir kiri var amiyane tabirle.Hak’tan gafil olanlar da bu aleme böyle taparlar.Gel emri verildiği vakitte ne debdebe var,ne tantana var,ne masa var, ne kasa var, ne cah var, ne rütbe var ne tapınanı var,ne taptıranı var ,yalnız o vebalden birikmiş olan bir yığın zulmet kiri var.Anlatamıyo muyum acaba? Tabi Mevlana’nın.Mevlana O.Gelelim Frenkin bu emri tefsirine, ona da bayılırım.O da başka bir sahadan.Öyledir tabi.Büyük zatın makamı zat da bulunan insanların,her cümlesinin manası namütenahi.O bitmez.Bir erbab ı irfan gelir başka bir mana tahsil eder.Bir erbabı irfan gelir bir başka mana tahsil eder. Değil mi ya? Sonra o gönle bağlı işler.O manayı tahsiller.Gönül,gönül.Satır çokluğu,kalem yazısı orda değil iş.O, ufak. Burayı anlatmadan size bir misal daha vereyim;biraz evvel demiştim ki o büyük kitap sır kutusudur,erbabına açılır.Mecazibten vaktiyle İstanbul’da Köpek çi Hasan Baba namında bir zat vardı.Ben çocukluğumda biliyorum.Köpekçi Hasan Baba. Fatih’in Karadeniz kapısında mabedin orda yaz kış yatar kalkar fakat çok muazzam adamlar hürmetle elini öper,tuhaf bir adam. Mesela, o vakit İstanbul’da çok köpek var. Fatih Meydanına gelin diyor,köpekler Aksaray’dan,Beyazıt’dan Sultanselim’den  böyle sürü sürü halinde geliyor,küfeylen ekmeği getiriyor,doğruyor doğruyor,hiçbir köpek,diğer köpeğin ekmeğine elini atmıyor.Nasılsa günlerden bir gün, bir köpek,diğer bir köpeğin ağzındaki ekmeğe hamle etmiş,hemen tutmuş kulağından kaldırmış “üç gün yolsuzsun” demiş huzuruma çıkmıycan,tabi bunlar işte hani aklın her şeyi halletmez dedim ya, haricinde bir şey.Meraklı bir kasap,o civarda kasaplar vardı,görmüş,köpeği hemen kucaklamış,bir marka vurmuş ,bakalım ne olacak demiş.O her gün o ekmeği veriyor,o köpek o ağacın dibinde,ötekiler yiyor o kalkmıyor yerinden öyle Köpekçi Hasan Baba’nın yüzüne bakıyor bööyle.Dördüncü günü gelmiş şapır şapır başlamış o da ekmeği yemeye.Nedir bu? İnsan mefhumu,hallolunmuş bir şey mi ki ben size..İnsan.  püü. O vakit patrikhane,bir kilisenin tamirini istiyor,yapılmasını istiyor.Bir misal daha vereyim; Abdülhamit zamanı, Abdülhamit müsaade etmiyor.

İşte başmabeynciyi iltimasçı koyuyorlar,bilmem işte seryaveri bilmem bir çok adamını buluyorlar “olmaz” diyor. O günün patriğine birisi diyor ki, Köpekçi Hasan Baba’nın gönlünü yaparsanız bu irade çıkar.Hay hay demiş adam.Üç tane reisi ruhani,despotmudur,metropolit midir her neyse, vazifelendirmiş,gidin elini öpün benden selam söyleyin,anlatın vaziyeti.Gitmişler Karadeniz kapısında otururken bulmuşlar,elini öpmüşler .Üç küfe ekmek getirin demiş.Gelmiş üç küfe ekmek .Köpeklerede bir ”gel“ kumandası vermiş,köpekler de gelmiş,ekmek doğranmış.Bir kağıt kalem verin bakayım bana demiş.Vermişler.”Sultanım darıltırsın İsa’yı Musa’yı eğer yapmazsan kilisayı.”altına Köpekçi Hasan Baba demiş. Götürün verin de iradesi çıksın. Hakikatende hemen iş çıkmış. Böyle tuhaf bir adam.Benim söyleyeceğim yer orası değil amma,bir şey anlatmak için bir adamın da hüviyetini bilmek lazım gelir. Öyle değil mi? O zamanın en meşhur ….  ilim adamlarından,beynelmilel kuvette bir ilim adamı.Tefsir okutuyor.Orda bir nazmı celil geçmiş.”Bekke” , Bekke kelimesiyle geçiyor.”Ey Mekke” manası verir tefsir kitapları,Mekke. O da tabi eserde nasıl görmüşse öyle izahını yapmış.Bir çok müntehi talebeler ,mükellef insanlar,kitap tutuyorlar,not tutuyorlar,ders bitmiş ,herkes çekilmiş,yolda geçmiş bu zatı  …bu Hasan Baba demiş ki “efendi hazretleri   nasıl mana verdiniz demiş;bi Bekketen mübareken arif adam öyle korkarak,hani bi de vardır ya cahil oldu mu şöyle bir gerilir,öyle bi ensesinde katılık hasıl olur.Halbuki İlim Kudret’in sıfatıdır,ariyettir.Adamlar alınır.Alınacağı da aşikardır.Bazen konuşurken unuttum dersin gelirse hatırıma şey.. nerden geldi de nereye gidecek,hepsi nin Kudret dersini kaçırmıştır.Öyle en canlı canlı şeyderken  birdenbire                ” unuttum “ dersin.Biraz düşüneyim gelirse ee.. Nerden gelecek acaba?Tedai ,medai bir takım isimler var.Onlar isim .taht-eş şuur,tebka şuur,sen taht-eş şuur de ben tebka şuur diyeyim aksini isbat edebilir misin?Hidayet meselesidir.Hidayet de kelamiyat ile cidal ile olmaz.Kelamiyat ile cidal ile olmaz Hidayet.Öyle diyor keyfi, “İstediğime ederim,istediğime etmem”ağası değilsin ya.Bu da ayrı bir mevzu.Bu gün zevkim çok.püü dinlesen sabaha kadar.Ama yorulursun. Zevkim çok. Demiş işte eserde Mekke gördük öyle mana vermişler biz de öyle Mekke aldık.İyi ama Allah’ın dili dönerdi Mekke diyebilirdi “Bekke” demiş.Yakalamımş Hasan Baba,”Allah’ın dili dönerdi, Mekke diyebilirdi “Bekke” dedi .” ya .O zat ı âli,o günkü alim adam,buyurunuz efendim bizi ikaz etmek istiyorsunuz, istifaza edeyim demiş.Müminin zahirde kıblesi  Beyt ül Muazzama,tarife bak .Malum ya,;Hak’ka huzur ederken,kıbleye dönersin.Hak orada mı?İnsan,beşeriyetle mukayyet olunca,Mukayet,kıbleye ihtiyacı vardır.Gönlü rahat etmez.Onun içün Hüda,oraya teveccüh etti. Oraya hususi bir tecelliyatım olur.Gönlünü öyle bağla. Öyle değil mi? Kayıttan kurtuldu mu “ feynema tuvellu fesemme vechullah”(Bakara,115)der.Hangi tarafa dönersen toplu olarak benim yüzümü görürsün der.O da yine ayrı bir iş.Mesela niyaz edilirken böyle semaya doğru insan iltica eder. Kudret Orda mı? Öyle bir hususiyeti mi var? Bunu vaktiyle bana bir imtihanda sormuşlardı.Ağır,zorca bir imtihan.Hem Hak’ka mekan tahsis edilmez denir,hem de böyle niyaz edilirken semaya doğru nazar edilir.Bir mekan tahsisi manası çıkmaz mı dediler? Sual. Burayı da söyleyeyim mi? Lazım olur,hoş. Mühim bir yer.Şöyle cevap vermiştim;Bizim vücud u unsurimize ,ruhumuzun tecellisi,her yerine tamamı ile muhittir.Anlatabiliyo muyum acaba? Ruhumuz,vücudumuzun her tarafına tecelli etmiştir.Şöyle tabir ederiz.Fakat kalbime tecellisi..(boşluk) Hüda’nın da bütün mevcudat üzerinde tecellisi birdir ama,semaya hususi bir tecellisi olduğu içün, o tecelliyi nazarı dikkate alarak elleri kaldırırız. Anlatabildik mi acaba?Şimdi soruyor,ve cevap veriyor kendisi,diyor ki; Müminin zahirde kıblesi Bey tül Muazzama, Hakikatte kıblesi Hz.Muhammed.Sırran kıblesi ise Allah u Azimmüşşan dır. Binaenaleyh,sırren kıblesine mazhar olan, o makama çıkan insan,o kıblesiyle karşı karşıya kaldığı vakitte,o kıblesinde fani olduğu vakitte,o kıble onda tecelli ettiği vakitte nasıl anlatayım bir büka yı zevki hasıl olur.Bükâ,ağlamak.Ona  işareten oradaki  nazm ı Celil .Bekke’den değil de Bükâdan müştaktır.O sınıf insanı beyan ediyor gizlice diyor o nazım.Başlamış o adam da ağlamaya.Bir elini bırakmış,bir elini öpmüş.Anlatabildim mi acaba? E şimdi bu,ayrı bir iş. Geldik frenkin o hadisi tefsirine ,o emri. O da şöyle tefsir ediyor.Kendi sahasında.Doktor bu adam.Anne karnında cenin.Cenin demek,gizli demek. Öyle lalettayn baktığın vakitte göremediğin demek. Cenin,mesela cin deriz. İşte gizli manasına o da. Mesela,mikrop bir cindir. Derhal vasıtaya almadan göremezsin.püü neler kaçırmış Kudret.Alay edersin nenenle niye? O  ….. yani mü… ciyfe halindeki sudan atlama çarpılırsın der. Orda mikrop vardır,geçersen çarpılırsın.Çarpılmaz mısın?Alay etme nenenlen? Senden önce görmüştür o.Konuşma tarzı başkadır.Sonra dedenlen,nenenlen ne hakkın var alay etmeye?Ne ilimler bırakmış.Güler mesela değil mi? “tuhaf bir kadındı “der.Bir bulaşık suyu dökülmüş bir yerden “ordan atlama destur de de öyle atla”destur de demesindeki maksat, kendini derle topla bir yerine sıçratmadan atla demek.Cenin,yavru yani ya.Anne karnındaki yavru harekete geldiği vakit,onun içün der ki      

Sultan ı Resul; “Annede cenin olduğu anlaşıldığı andan itibaren.Hiç bir vakit hayatta cidaliniz olmasın amma,cidale,asaba taalluk edecek hiçbir şey olmasın,çocuk tam u sıhha,tam u ruh,tam u sıfat olarak zahir olmaz” der.”Ananın ,babanın çok tesiri vardır üzerinde” der.Anlatabildim mi acaba?”Anne karnında çocuğu sinirli yaparsın” der.O bizim bilmediğimiz bir çok şeyler var. Biz bilmiyoruz.Mesela ne bileyim aklen bilen var mıdır? Diyor ki;”yiyeceğiniz gıda,ammenin nazarından geçmesin.”Herhangi bir şey.Onun insanların nazarından süzülmesin.Sormuşlar niçün? “O yenen gıda,Kudret’in taaluku ile vücutta nutfe olur, Rahm ı Mader de tekevvür ederse o çocuk çok afif olmaz” diyor.Mazbut ahlaklı olmaz diyor. Anlatabiliyo muyum acaba? Ama bunu akledersen neden olmaz?Durur.onun için malum ya deden” kendi içindekini sen bil,öyle açık torbalar filan , cicili bicili filan değil amma hep bir maksada binaen.İnanmış,ve onu da göstermiş hakikaten.O ne demişse öyledir o.Bir hilkat tarifi vardır kardeşim,bir gün eğer sıhhatım iyi,neşeli bir zamanım olursa,daha fen,kapısına girememiştir.Bayılırsın,durur aklın böyle. Sema deyince şu maviliği görüyorsun ne o ne o.dünyanın seması.Diğer semalar bizim bilmediğimiz bütün denizlerle kuşatılmış daha fen girdi mi oraya?Çıldırır adam.Onun içün Bab ı Kudret açılıp da o da mütalaa olduğu vakitte küçük dilini adam yutacak.Şart o. Bir gün oturuyorlarmış şöyle bir ellerinle bir hareket yapmışlar.Bir nısf daire .Kimbilir hangi insanı ikaz etmek istiyor.Elinin hareketi devriyesinde,”bidayet i hilkatten,nihayet i hilkate adet yazmış olsanız o adetten çok adede girmeyecek şekilde elim cana çarpmıştır” der.Mesela birkaç kere söylemişimdir.Tabi ben sizi inanmış,hilkatteki gayeyi duymuş,İnkar sahasında bulunanlarla da ben konuşmasını bilirim.İnanmış,duymuş geliş ve gidişte zevk almış bir camiaya hitab ederek konuşuyorum.Öyle,kanaatım öyle.”Yediğiniz şeyden yediriniz hiç olmazsa tattırınız.Eğer karşınızda biri onu görür de imrenmeden ağızda bir yuğab olur.Olmaz mı hiç? Öyle bir imrenme neticesi bir yuğab olur da onu yutacak olursa sende bir,yiyende yani ya.Bir hastalık olur.Tedavisi için Kudret ilaç halketmemiştir.Hem bunu öyle söylüyor.Her dert için deva halkolunmuştur arasınlar,bulsunlar.Her derdin devası var.Mesela bilmiyorum fen uğraşıyor mu? Uğraşsa çok iyi olur. Habbetüs sevda, deva ün küllütdam illessa.Çörekotu deriz,siyah bişey vardır ya,bütün dertlere devadır ölümden başka der. Onu söyledikten sonra ,yalnız diyor bir de burayı söyler.Eğer böyle bir şeyden hastalık gelmişse hiç.Kanunu tıp durur orda der. Bulunmaz,ilacını yapamazsın.Aklen bunu anlat bana.Neyse şimdi gelelim şu frengin şeysine ,tefsirine,hülasa insanın zahiri kın,manası kılıçtır.Sakın kını alıp da kılıçsız gezinme.Ne yapacaksın kını? Kını ne yapacaksın,kuru kını? İnsanın zahiri kın, manası da o kının içine girmiş olan kılıçtır.Kılıncı atıp da elinde süslü bir kınla geziyorsan yazık.Hiç bir işe yaramaz.Hiç.Diyor;Anne karnında cenin harekete geçtikten sonra,Kudret onun havassını bağışlar,havass, görmek için göz,tutmak içün el,tatmak içün ağız,koklamak içün burun,işitmek içün kulak,bunlara dış hisler diyorlar.Onları bağışlar.Fakat bu,bunların hiç birinden haberdar değildir.Bilmez.Neden? Anne karnı o havassı kullanmaya müsait değil.Farkında da değil.Bilmiyor,müsait değil,haberi yok.Doğum olur,derhal havassı kullanmaya başlar.Evvela zaikasını,yapışı annesinin memesine.Artık onları kullanmaya müsait olan sahaya geldi.”Ama asıl hakikatta anne karnı,bu şuhud alemidir” diyor.Şimdi doğması ile,büyük annenin karnına geldi,burdan da doğacağa .Nasıl o anne karnında verilen havassın farkında değilse,bu anne karnında da Kudret,kendisine bir çok havass vermiştir.Fakat bunu kullanmaklık,ona müsait olmadığından dolayı haberi de yoktur ve kullanamaz da.Ne vakit ki ölüm denilen hakiki doğum olur,burada verilen o havassı kullanmaya başlar.Anne karnında verilenden haberi yoktu kullanamıyodu ya,doğumla kullanmaya başladı.Şimdi bu anne karnında da kendisine havass verilmiştir farkında değil,saha da müsait değil kullanamıyor,derhal doğar,ölür yani ya, asıl doğumdur o. Ondan sonra hayat başlıyor o vakit.Hayat,ondan sonra başlıyor.Yaa.Onun içün hukukunu,o alem için tedarik et.O doğumdan sonra,burdaki geçer.Elli sene,altmış sene,yüz sene olsun,bin sene olsun hiç bişey değil.Bişey değil.Haa şimdi diyor ki, ne demiştim, dedim ki istisnalar vardır.Frenk, bunun farkına varmış.Bunun farkına varmış,biz burda kullanamayız diyor.Fakat hiç mi kullanan yoktur?Bazı kimseler var ki bu havassını kullanırlar,bizim göremediğimizi görürler,bizim işitemediğimizi işitirler,bizim tutamadığımızı tutarlar,bizim koklayamadığımızı koklarlar,bizim tadamadığımızı tadarlar,bunlara da “Hak’kın nedimi” derler.Demek oluyor ki ahlak,en tabii bir kanuni içtimai olarak şunu kaydediyor.Söyledim ya.Bu günkü konuşmamın asıl ana noktası bu.Öbürküler zevke taalluk eder.İçinden herkesin alacağı kendi nisbetinde esaslar vardır alır almaz başka fakat bu günkü konuşmanın en mühim noktası şu; En tabii bir kanuni içtimaiyi ahlak şöyle diyor; Her fert,evvela kendi muhitini ,hissen,ruhen,ilmen,kalben tanıyacak,alakadar olacak,ve o cihetlerden tahassüs edecek, teali ve terakkisi de öyle olacak.Kendi varlığından ..

Senin hiçbir şeyi taklide ihtiyacın yok.Bir itila devren var,bir düşüş devren var.İtila devrende nasıldın? Bak tarihine,sabahleyin yükselirsin,sabahleyin yükselirsin çünkü sahib i hakiki Hak dır. Senin kalbinde onları gördüğü dakikadan itibaren ,onun için öyle diyor ya ahlak,”eyy surete tapan ,git manana çalış,surette kalma,zira mana,suret başının kanadıdır.kanatsız uçamazsın terakki edemezsin.” Anlatabildim mi acaba? Mana,suret kafasının kanadı,suret vücudunun kanadı.Kuvvayı kainatı,bütün kainatın kuvvetini, bir Halık’a bağlı gören konuşmayı bitiriyorum artık.(Sizin saat kaç?) Kuvvayı kainatı bir Halık’a bağlı gören,ve o vahdaniyetin etrafında toplananlar.Bir gördü toplandı,mevkileri ne olursa olsun,mevkileri ne olursa olsun,hiçbir mevcuda nazarı hakaretle bakmak  kimsenin hakkı değil.Mevkileri ne olursa olsun,onlar nazarı Hak’da müsavi olduklarını ve adaletle vazifelendirildiklerini idrak ederler.Onu idrak ettikten sonra Kudret kapıları açar.Başka türlü açılmaz mı? Açılmaz. Dolambaç olur.Adalet olduğunun vazifesini anlar, o vazifeyi anlayınca,hüner dağılmakta değil, toplanmakta olduğunu idrak eder.E muhabbetle toplanan camianın sahib i hakikisi Kudret dir. Hiçbir şey tesir etmez. Olmaz bir şey. Tabi o , oşekilde olunca yükselmek mecburiyeti hasıl oluyor. Bunlar hep birbirine bağlıdır.Yani biz daima diyoruz,teali edelim terakki edelim,teali edelim terakki edelim boyna herkes söyler,konuşur,yazar git çıkar kardeşim.Söyle dur,boyuna .O intizam geldiği dakikadan itibaren,huzursuzluğun ne vakit kalkacağını,azabın ne vakit defolacağını insan idrak eder.Hak ve adalete ,itidale,sulhu salaha bağlanmadıkça, azap defolmaz.Rücu edeceksin.Tabi adalete rücu ettiğin vakitte menfaatların bir çoğu gidecek.Değil mi ya.Neden insan adalete rücu edemez? Menfaat var. O ihtirasat ı nefsaniyedir.Köstek olmuştur,göremez. Atacaksın. Faziletteki zevki,her şeyin fevkinde bulacaksın.Onu burda duyabilmek için taatın sıcaklığını ,masiyyetteki soğukluğunu burası tadacak.İç alemin tadacak.Taateki sıcaklığı,masiyyetteki soğukluğu,biz şimdi ne taatın farkındayız,ne masiyyetin farkındayız.İthalat,ihracat içün gelmişiz.İthalat,ihracat başka bir şey yok.Hayvan da yer içer tenasül eder.İnsan da yer içer tenasül eder. Aramızda fark yok mu? Kudret bizi bu aleme ithalat ihracat için mi getirdi.Bize kıymet verdi.Şimdi dedim ki; nazar ı Hak’da müsavi olduklarını ,zayıf, kavi her kim olursa olsun buna bir misal vereyim size,manevi sahadan misalini vereyim daha güzel anlaşılsın. Mahbub ul Kulub olan zat diyor ki; şimdi hepimiz bu alemden gideceğiz hiç bocalama, hiç sakın bocalama,hepimiz gideceğiz.Doğumla idam kararını almıştır herkes infazını bekliyor.Hiç kimsenin ölümü ile sevinme .Zalim mahrumdur.Herkese nafi,cemiyete hadim olmanın çaresine bak.Deden öyle yaşadıydı.Deden,yaşanırken inanır ,kalbi iman ile kaynar,taatın sıcaklığını, masiyyetin soğukluğunu duyar.Mutekid,sebatkar,kanaatkar,insanlığın, Kudret’e yaklaşmak içün bir sebeb i hakiki olduğunu bilir ilmi yüksek tutar.Gönül verir,gözleri tekamülde terakkiyatı sınaiye ile tekamülün edeceğini,müdaffa i içtimai içün sanayinin terakkisi en mühim bir silah olduğunu bunların hepsini görmüş ve bu kainatta isbat etmiş.Halık’ın huzurunda niyazını yapar,vicdanını tertemiz tutar.Anlatamıyo muyum acaba? Bak hangi sahasında neler var?Çünkü insan ne kadar maddeden tekamül ederse olsun,iç aleminde bir temizlik bulamıyor.Evet sevinir,milyon gelmiş,şu gelmiş, bu gelmiş amma hep dışa düşüyor o. Kafanın içersindeki tap, bir de kalbin içindeki tap anlatamıyo muyum ? Şiir bile öyledir.Dimağ mahsulu olan gayet güzel olabilir.Bir kere dinlersin,ikinci sefer söyledikleri vakitte “biliyorum ben onu” dersin.Fakat kalp mahsulu ise,eğer veled i kalpse ,kalbin yavrusu olaraktan çıkmış bir şeyse,bir dinlersin bir başka zevk alırsın,bir dinlersin bir başka zevk alırsın ,bir dinlersin bir başka zevk alırsın öyledir o.Ticareti badi i salah.bahisi felah tanımış deden . Çünkü diğer kazançlar kisbi mahdud dur.Kisbi mahdud ne kadar çok olursa olsun zevki yoktur.Bir adamın yüzbin lira maaşı olsun,bir milyon lira maaşı olsun,kisb i mahdud derler.Parayı aldığı gün bir parça bir cuş olur ve daima işte ay yirmiyedi yirmisekiz oluyor üç günü kaldı beş günü kaldı der bağlı. Öbürkü öyle değil,sahayı ticarette ama ticarette ahlakiye de bozulmuştur dünya üzerinde .Ahlakiyesi varken,ahlaki ticaret kaim iken öyle değil o. Onu daima mahdud değil ,bilmiyor,”Kudret bakalım ne verecek” diyor.Onun için demişler ki , Habibullah; “sahayı ticaretteki kazanan Allah’ın dostudur.”Niye? Her an kalbi O’nla bağlı.Ama ticareti ahlakiyeyi duruken konuşuyorum.Hile devrini konuşmuyorum.Anlatamıyo muyum acaba?Bilmiyor o sabahleyin saatinde açıyor,”bakalım Kudret ne verecek”O her an Hak ile beraber olduğu içün Hak’kında Habibidir. Habib .Kime Habib derler? Muhabbetinde iştirak bulunmayana habib derler.Hak’ka o kadar yaklaşmış ki,sevgisinde iştiraki yok.Ama bir zor yer açtım ya,mini mini bir evladı var sevmesin mi? Kudret onların hepsinin dersini vermiştir.Bizim manamız o kadar zengindir ki,onu kendisine izafe ederek,böyle kendi malıymış gibi,kendi şeysiymiş gibi değil.Eğer o sunuda sani i müşahade ederek.O nakışta Nakkaşı görerek Düştü yere her kim ki kıldı bize adavet,kim derdi keşiz pir i kazayız fukarayız.ruhsarei mehveşlere gönül vermişiz amma zannetme ki mustağrak ı deryayı hatayız .Ey hace nakşe nigeh nakkaşe nigehtir sanma   

 O nakışta nakkaşı görerek ,oranın sahibini tecelli ettirerek “Bunda ne şekilde  zahir olmuşsun ya Kudret ,ey Müstecab ,seni kokluyorum diye koklayacak olursa hem taat olur, hem ibadet olur,hem muhabbet vahdet olur,hem zat olur. Ama “bana bak bana işte böyle çocuk meydana getirdim gördün mü beni?” yandın.Ruhen pak olduğu gibi,cismen de pak. Ahvali dürüst,harekatı her vech ile şayan ı itimad, halim, mütevazi fakat hak ve hakikate cephe alana karşı  ilmini derhal kaldırır,şehri ve cesur.Sabrı meskenet denilen zillet ki ismini değiştirmişler öyle şey yok.Sabrı hakiki var.Anlatamadık mı?Misal veriyordum size ,değişecek,ilmi zahir de onu beyan eder yani fen.Takayyül,tebeddül. Değişecek.Sen de hüviyetinle,ben de hüviyetimle tahakkuk edeceğim.Çünkü sen ki elindeki bir şeyin zayi olduğunu istemezsin.Kudret, hiç varlığının zayi olduğunu ister mi? Buna imkan var mı? İstemez.Sonra ilmen aleyhinde yani aksini konuşmak da yer vermez.İlim de yer vermez. Neden? Hemen hemen her konuşmada tekrar ettiğim gibi Kaç yaşındasın otuz,otuziki sene evveli zatı âliniz,zatınızı bilir miydiniz? Ananız,babanız,muhitiniz,muhatınız,sizi tanıyan var mı idi? Bir defterde bir kayıt var mı idi? İsminizden,resminizden,besminizden bişey,bi eser yoktu. Şimdi oldunuz değil mi? İsmin,resmin,cismin bilinmezken oldun da, bilindikten sonra neden olmayasın? İlim bunu reddeder.Olmaz. Sonra ruh ilimleri de o kadar teali etmiş ki, ama o ruh değildir….  Yapıyorlar filan,o ruh değil.Ruh değil ama Kudret,kim bilir kimi seviyor da ayağı kaymasın diye beşere bunları yaptırıyor.Nedir o ruhun sıfatıdır.Ruh alem i emirdendir,sana bana uşak olmaz.  “kulir rûhu min emri rabbî” (İsra,85) diyor.Fakat ruhun sıfatıdır,o sıfatla lazım gelen şeyleri şeyeder.Hatta onlarla iştigal edenler söylerler; bazı şeyleri sordukları vakit “tepeleniriz, onun cevabını vermeyiz” diyor.Bu gün dünya değişikliği var .Herif Amerika’da masanın üzerine üç adamı otutturuyor,hop masa üç metre yukarıya kalkıyor.Cazibe kanunu ne oldu? Efendim telkin,melkin, makineye telkin olmaz ki.Cisim bir madde ,makineyle fotoğrafını çekiyor. İki asır evvel gitmiş olan bir musiki heyetini getiriyor faslı yaptırıyor.O çalgılar konuyor fasıl yapılıyor öyle bir serap şeklinde bir şey hüviyet tahakkuk etmiyor.Bunlar ne? bunlar ,Kudret , o akıl ermez dedik ya bir insanı sever, onun ayağı kaymak üzeredir,bütün beşeriyete bir şey ihtira ettirir o kendini derler toplar.Azamet.O alemde der. Burda bir incelik söyleyeceğim,sorar Kudret. Der ki;” Ben hastalandım da beni niye ziyaret etmedin?” şaşırır diyor “Sen Aleminin sahibisin,ben aciz bir insanım seni nasıl ziyaret edebilirim” “Filan yerde,filan hücrede,filan yerde  bir insan hasta idi ..” (bant bittiğinden,kaset bu kadar olarak kaydedildiği ifade ediliyor.)










0 yorum:

Yorum Gönder

 
Şemseddin Yeşil - Tüm Hakları Saklıdır..
Designed by CruelKeSh | 2017