131 (28.10.1962) 85 dk (180)
Mevzû başlıca
iki esasa ayrılmıştı. Birine vazifeden doğan ahlâk, diğerine aşktan doğan ahlâk
tesmiye edilmişti. Vazifeden doğan ahlâkın annesi akıl; aşktan doğan ahlâkın
madeni, menbaı, mastarı kalp olduğunu söylemiştik.
Tabii
buradaki aşk, her konuşmada tekrar ettiğim gibi romanda okunan aşk mânâsına
değil. O öyle bir aşk ki, onunla yoğrulan simâyı hiçbir âyine çirkin
göstermez. O öyle bir aşk.
İnsan asude kaldığı zaman, kendi iç âleminde mânâ-i enfüsîsi ile, vicdân-ı kibriyâsı ile, mânâ-i ihtivâsı ile baş başa olduğu an, kendisine bazı sualler sorar. O suallerin içerisinde ilk sorduğu, aslını aramak sualidir. Merak eder: Acaba ben kimim, der. Neyim ben? Benim gelmemde, gitmemde ihtiyârım var mı, yok mu?